Bugun...
08-11-2017
BAŞAK ERTEKİN

BAŞAK ERTEKİN

Bilgisayar oyunları

Dokuz yaşında bir çocuk, beni bilgisayar oyunlarında yarışmaya davet etti. Başladık oynamaya… Bırakın onu geçmeyi, mümkün mü ona yetişmek. Sonra bir video filminin kısaltılmış versiyonunu yapmaya başladık. Sesin kaybolduğu noktaları yakalamaktaki becerisini, burada filmin kırpılıp üstüne yeni bir sahnenin kopyalanmasını ne kadar hızlı yapıyordu. İkimiz de kısaltılmış filmlerimizi bitirmeye gayret ederken birden “Benim filmim hazır” sözünü duydum. “Evladım, ne zaman başladın da nasıl bitiriyorsun hemen?” diye çıkışmak geldi içimden…
Geriden gelen neslin bilgisayar kullanmaktaki becerisi son derece yüksektir. Keşke bu durum tüm Anadolu’yu kapsamış olsa! Düşünebiliyor musunuz o zaman Türkiye’nin varacağı noktayı. Eksiğimiz ne? İngilizce başta olmak üzere dünya dillerini bilmeyişimiz. Neyse bilgisayar oyun ve işlevleri yarışmasında bir çocuk kadar hızlı hareket edemeyişime canım sıkıldı. Ben de huzuru bir başka konuda ararım…
------
Eski İstanbulluların kullandıkları deyimlerden bir tutam sunayım sizlere. Örneğin;
Üsküdar’da sabah oldu
Üsküdar’da deniz kıyısındaki Valide Sultan ve Mihrimah Sultan camilerinin müezzinleri, karşı tarafta yaşayan padişaha seslerini duyurabilmek ve ondan ihsan alabilmek, belki saray müezzinliğine yükselebilmek ümidiyle sabah ezanlarını mutlaka Beşiktaş’taki cami müezzinlerinden önce okurlarmış. “Bir şeyin zamanını geçirmek, geç kalmak” anlamında bugün dahi kullanılmakta olan “Üsküdar'da sabah oldu” deyimi, vaktiyle ezanın aynı koordinatlarını paylaşmalarına rağmen Üsküdar’da Beşiktaş’tan önce sabah ezanı okunmasından kaynaklanmıştır. (Meridyen farkı olarak Üsküdar Beşiktaş arası sadece 5 saniyedir.)
-----
Yelkenleri suya indirmek 
İlk zamanlarda yükseklerde uçan kimselerin daha sonra durumlarının farkına vararak eski hallerinden vazgeçtiklerini anlatmak için kullanılan bir deyimdir. Eskiden gemiler, rüzgârlı havalarda, yelkenle yürütülürdü ve geleneğe göre bir gemi, yabancı bir ülkenin sınırlarına girdiğinde saygı gereği yelkenlerini indirmek zorundaydı. Bir gün Fatih Sultan Mehmed, Rumelihisarı’nda gezerken bir     Ceneviz gemisi hisara yaklaşır ancak yelkenleri indirilmez. Kaptana yelkenleri indirmesi hatırlatılmasına rağmen geminin yelkenleri indirilmeyince Fatih’in emriyle gemi topa tutularak batırılır ve     böylece bu deyim dilimize geçer.
------
Zıvanadan çıkmak 
Zıvana, eskiden sigaranın veya tütün çubuğunun ağza gelen kısmına konulan kâğıttan yapılmış boruya verilen addır. Ayrıca pek çok kısımdan meydana gelen eşyalarda parçaların birbirine geçmesini sağlayan girinti ve çıkıntılara da zıvana denir. Zıvana yahut zıvanaların olması gereken yerden ayrılması, umulan amaca hizmet etmeyecektir. Dolayısıyla eski İstanbul’da gündelik hayatta bir olay karşısında çok öfkelenmek, delirmek  anlamında  “zıvanadan çıkmak” deyimi kullanılır olmuştur.
-------
Divan yoluna gitmek
Kadınlar arasındaki konuşmalar; (C. Şehabettin’den)
    ---Damat beyden memnun musunuz, efendim?
    ---Adamcağız hareminden biçki beklermiş, dikiş bekler, nakış umarmış.
    ---Öyleyse modist alaydı.
    ---Herif, “asrî kızlar” sözünü bizim evde duydu.
    ---Bizim damadımızı da Melihatçığım yola getirdi.
    ---Hangi yola?
    ---El pençe divan yoluna!  
Bu yine iyi.  Bir de hiç uğruna b.k yoluna gitmek var. Bir daha dönüşü olmayan bu şekli Allah kimseye göstermesin.
-------
Klasik bir cevaplama: 
Yolda trafik durmuş. Dakikalarca bekleyen sürücülerden biri ön taraflara doğru yürümüş. Camı açık aracın şoförüne neden beklendiğini sormuş;
    ---Yola sinek konmuş. Adam onu ezmemek için durmuş. 
Ben de burada durmak zorundayım. Bana ayrılan yazı çerçevesinin sınırlarını zorlamamak için.

Bu makale 105 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ